Bugun...


Cahit GÜNAY

facebook-paylas
GALA’DAN DOĞUP KALEYE BOŞALAN PINAR: ALMAS YILDIRIM
Tarih: 17-10-2019 00:17:00 Güncelleme: 17-10-2019 00:17:00


“Alnımın yazısı, karadır kara,

Karadan bir mendil yolladım yara,

Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,

Türklüğün kanayan kalbini sara.

Felek kıymış beslenen bu dileğe,

Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.”

Almas YILDIRIM

 

25 Mart 1907’de Azerbaycan’ın Gala köyünde doğdu. Babası Abdülmuhammet, annesi Nisa Hanımdır. Yıldırım’ın gerçek ismi Abdülhasan olmakla birlikte herkes onu dedesinin adı olan Almas veya Almaszade olarak tanırdı. Ailesinin önce Şüvelan, sonrada Bakü'nün Çemberekent semtine göçmesi nedeni ile Gülüstan Sarayı’nın bulunduğu bölgede yaşamaya başladı.

Hürriyet ve istiklâl şairinin Azerbaycan’daki nüfus kayıtları adını Yıldırım, soyadının ise Almaszade olarak göstermektedir. Türkiye’deki resmî kayıtlarda da ise ismi Yıldırım, soyadı Elmas olarak geçmekle birlikte ‘Şengel’ soyadını da kullanmıştır.

Yıldırım, ilkokul yıllarında yazdığı şiirlerle bölgesinde ismini duyurmaya başlarken, Farsça ve Rusçayı da bu yıllarda öğrendi

Şair, daha sonra her ne kadar da devlet üniversitesi olan edebiyat fakültesine kayıt yaptırsa da, birkaç ay sonra, ülkesini işgal eden Sovyet yönetimi tarafından ailesinin zengin olması, esarete karşı çıkması, millî düşünceleriyle halkın hissiyatına tercüman olması vb. sebeplerle fakülteden atıldı

Üniversiteden atılan Yıldırım, edebî faaliyetlerini Azerbaycan’ın Sovyetler tarafından işğal edilmesini kabullenemeyen şair ve yazarlarla birlikte birçok edebi dernek ve cemiyetler bünyesinde sürdürürken derneklerin etkinliğinin artması sebebi ile Sovyetlerin özel donanımlı Devlet Siyasî İdaresi, çeşitli tedbirler alarak derneklerin büyük bölümlerini kapatıp, Yıldırım'ı da adım adım takip edilmeye başladı,

Türkiye’nin reklamını yapmak, istiklâlcı gençler yetiştirmek, Lâtin asıllı Türk alfabesini savunmak, millî edebiyatı devam ettirmek, bağımsız Türkistan Devleti kurmak suçları ile suçlanarak Önce Derbent’e, sonra Kırım’a ve Aşkabat’a sürgün edildi, Aşkabat’ta kurşuna dizilme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca eşi Ziver Hanımla beraber İran/Güney Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye geçmeye karar veridiler gecenin bir saatinde eşi Ziver Hanımla, üç aylık oğlu Azer’i de alıp kaçakçı deve kervanına katılarak. Bir müddet sonra da kervandan ayrılıp Yalnız başlarına aç, susuz ve perişan bir halde yollarına devam ettiler.

İran sınırına yakın bir yerde yönlerini şaşırıp İran'a geçerken yakalanan Yıldırım, sınır kanunlarını ihlâl etmekle suçlanarak ailesiyle birlikte tutuklanıp çok büyük işkencelere maruz kaldıktan sonra, nihayetinde Atatürk Türkiye'sinde ki Van şehrine oradan da Elazığ'a geçtiler

Türkiye Cumhuriyeti, Yıldırım’a kucak açarken, Hazar Gölü’nün sıcak insanları da onu bağrına bastı, Hazar Gölü şaire, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Hazar Denizi’ni hatırlatır. Bunun için sık sık Hazar Gölü’nün sahiline iner, onunla dertleşip hasret gidermeye çalışır. Almas Yıldırım, Burada sırayla öğretmenlik, Kâtiplik ve imar iskân müdürlüklerinde görev yaptıktan sonra Elazığ'ın bazı beldeleri ile Tunceli'nin Nazımiye ilçesi Dallıbahçe Bucak müdürlüklerinde bulundu.

 Ölümünden birkaç ay önce Malatya’nın Kale Bucağı Müdürlüğüne atanan Yıldırım’ın Bakü’nün Gala kentinde başlayan dünya hayatı, Malatya’nın Kale bucağında görev yaparken son buldu. 14 Ocak 1952’de Malatya’da kirada oturduğu evinde vefat eden. Şairin naşı, Malatya’nın Sancaktar Kabristanlığında toprağa verildi.

Şair, arkasında gözü yaşlı bir eşle, çocukları Mehmet Bakühan, Odkan, Aras ve Azer’i bıraktı. Ailenin bütün yükü, üniversite tahsiline başlamak üzere olan büyük oğlu Azer’in üzerinde kalırken, aileye, Malatya’nın o zamanki valisi Şefik San Beyefendi sahip çıkıp her türlü ihtiyaçlarını karşıladı. Ölünceye kadar Türk’ün istiklâl aşkını terennüm eden Almas Yıldırım’ın sağlığında İlk Şiirler, Dün Bugün, Dağlar Seslenirken, Azerbaycan Mânileri Azerbaycan Halk Edebiyatından Alınmış Bayatılar, Bayatılar Azerbaycan Halk Mânileri ve Boğulmayan Bir Ses adlı eserleri yayınlanmıştır.

 

KARA DESTAN

 

Kimse bilmez Tanrıdağın yaşını,

Duman tutmuş Altayların başını,

Uçurmuştur baştan devlet kuşunu,

Servetine yüz çevirmiş zaman hey...

Koca Türkün düştüğü dert yaman hey...

 

Dört bir yana dağılmış Türk soyları,

Sönmüş ocak, göçüp gitmiş boyları,

Dertli dertli akar bozkır çayları

Saklar içten gizli ümit, gümân, hey...

Koca Türkün düştüğü gün yaman hey...

 

Ak alnına kara yazı yazılmış,

Yaylalarda düğün, dernek bozulmuş.

Gelinlerin gür saçları çözülmüş,

Yâda kalmış diler elden aman hey...

Koca Türkün düştüğü hal yaman hey...

 

Dağdan dağa çarpıp gitmiş doğanlar,

Kayalarda iz bırakmış al kanlar

Ordulara buyruk vermez ilhanlar,

Nerde kalmış setler yıkan ferman hey..

Koca Türkün düştüğü dert yaman hey..

 

Harap olmuş Buharası, başkendi,

Matem tutmuş Semerkandı, Taşkendi,

Kendi söyler, döker gözden yaş kendi..

Ne ozan var, ne yazan, ne şaman hey...

Koca Türkün düştüğü dert yaman hey...

 

Kazan, Başkurt batmış, Kırım sürülmüş,

Benim çekik gözlü yârim sürülmüş,

Konum-komşum bütün varım sürülmüş,

Bulunur mu Sibiryada iman hey,

Koca Türkün düştüğü hal yaman hey...

 

Türk illeri bir birine yadlanır,

Kazak, Kırız, Türkmen, Özbek adlanır,

Azerî Türk yanar içten odlanır,

Ana yurdun içten hali duman hey,

Koca Türkün düştüğü dert yaman hey...

 

Orkun çağlar, yatmış iller ayılmaz,

Tarım çayı doğru yola koyulmaz,

Hey... seslenir Amuderya duyulmaz,

Sırderyada kalmamıştır derman hey...

Koca Türkün düştüğü dert yaman hey...

 

Hazar coşar, haber salır Kür` üne,

Akar gider Kür sürüne sürüne,

idil ağlar-Altın Ordu yerine,

Aral kendi varlığından pişman hey..

Koca Türkün düştüğü dert yaman hey...

 

Azerbaycan dert içinde boğulmuş,

Sevenleri diyar diyar kovulmuş,

Ağla şair ağla, yurdun dağılmış,

Nerde kopuz, nerde kırık keman hey...

Nerde büyük vatan, nerde Turan hey...

Almas YILDIRIM

************

KARA GÖZLÜM

 

Kırk göz idim gözlerine vuruldum

Koşamadım peşin sıra yoruldum

Düşlerimdin düşlerime sarıldım

Bekletme ha kara gözlüm gel gayrı

 

Ağaçlara güz gelende dal olur

Göremeyen nazlı yâr'i lâl olur

Hayal bile umutsuza sal olur

Bekletme ha kara gözlüm gel gayrı

 

Şardağı'nın yine duman zirvesi

Ölüm müdür senle aşkın kirvesi

Sürdün ise gözün kaşın sürmesi

Bekletme ha kara gözlüm gel gayrı

 

Söğütlü de suyum gelip yunacak

Musallaya üryan halim konacak

Günay'ıma menkür seni soracak

Bekletme ha kara gözlüm gel gayrı

Cahit GÜNAY



Bu yazı 375 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
GAZETEMİZ

HABER ARŞİVİ
HABER ARA
Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI