Bugun...


Cahit GÜNAY

facebook-paylas
MANSUR EKMEKÇİ İLE SÖYLEŞİ (6)
Tarih: 15-07-2021 00:08:00 Güncelleme: 15-07-2021 00:08:00


MANSUR EKMEKÇİ İLE SÖYLEŞİ (6)

Kıymetli Mansur hocam, yıllardır bu konuda derin araştırmalarınızın olduğunu bilen bir kardeşiniz olarak, toplumda çokça karıştırıldığına şahitlik ettiğimiz, ozan, aşık ve şair kavramlarını birkezde "Gündem Haber gazetesi" okuyucularına tarihe not düşmek, Türk edebiyatına katkı sağlamak için, geniş bir pencerede karşılaştırılmalı olarak bizlere izah eder misiniz?

-“Sevgili Cahit Bey, Yüzyıllardır bu kavramları bilenle bilmeyenlerin sözlü ve yazılı savaşları günümüze kadar gelmiş ve hâlen bu gereksiz tartışmalar sürmektedir.

Anlamsız tartışmalara ve kavgalara neden olan bu zorlu konuyu; bazen kaynaklarla, bazen resmi verilerle, bazen kendilerini şair, ozan veya âşık olarak tanımlayanların verdiği yanıtlarla bazen de âşıkların araştırmacısı ve temelinde yer alarak bu kültürü sürdüren sizlerden biri olarak fikirlerimizi kaynaklarımızla birlikte aktarmaya çalışacağız.

Cumhuriyet öncesinden bu günlere dek bildiğimiz ancak cumhuriyetten sonra ki eğitim sistemine tabi olan ders kitaplarında (Türkçe, Edebiyat, Dil Bilgisi) gördüğümüz, Sözlü Edebiyat, Tasavvuf (tekke-medrese) Âşık Edebiyatı, Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı ve Çağdaş Edebiyattır. Günümüzde ise "Sözlü Edebiyat" bu edebiyatın takipçileri olan o çağın ozanları ile günümüzün ozanlarını (âşıklarını) verebiliriz. Yazının ilk icadından sonra başlayan ve bu güne kadar süre gelen "Yazılı Edebiyat" ise Halk Şiirini (Hece Şiirini) kapsamaktadır. İslamiyet’ten sonra bir akım olarak başlayan "Divan Edebiyatı" ise, bu edebiyatın Hece ölçüsü yerine Aruz kullanılmıştır. Akabinde "Çağdaş Edebiyat" (Serbest Vezinli Şiir) adı altında bir yenilikçi akın olarak bilinen bir kaç şair, Fransız Edebiyatını Türkiye’ye getirip bu modayı halkın beğenisine sunmayı başarmışlardır.

                Sözümüze şek, şüphe karışsa da milliliğimize leke sürülmüş olsa da kimilerine göre, aslında çok seslilik her açıdan faydalıdır. Sağlam özü bozmaya kimse muktedir olmadığı gibi bu öze de güzel sözün karışması daha da güzeldir kanısındayız.

Bu nedenle ozanın, âşığın, şairin çok yönlü olmasından yanayız ancak kendi içlerinde gereksiz bölünmelerinden yana değiliz. İlgili makalemizde, ana temanın sadece söz konusu sorunun cevabını yavaş yavaş, alıştıra alıştıra aktarmaya çalışacağız.

                Halk Şairleri ve Halk Ozanları; gerçekçi, toplumcu ve halkçı çizgileriyle yaşanmış ve yaşanmakta olan hayata dair her ne var ise onu yazarlar, onu paylaşırlar ve bu alanda verdikleri hizmetle öz kültürlerini gelecek nesillere armağan ederler. Edebiyatın şiiri tanımladığı gibi onlar da halk şiirini (Hece Vezinli Şiir) ile Çağdaş şiiri (Serbest Vezinli Şiir) bir elmanın iki yarısına benzetirler ve birbirinden ayrılmaz iki kardeş tür olarak düşünürler.

                2019 yılında amansız bir hastalığa yakalanıp hayatını kaybeden; Çukurova Üniversitesi, Türk Dili Fen ve Edebiyat Fakültesi Bölüm Başkanı kadim dostum Prof. Dr. Erman Artun (mekânı cennet olsun), ömrünü adadığı halk kültürü ve âşıklık geleneğiyle ilgili sayısız araştırmalar, tezler, makaleler özellikle kitaplar yayınlamış ve birçok kitabını da şahsıma imzalayıp armağan etmiştir.

                2003 yılında Adana Valiliği tarafından hazırlamamı istenen “Çukurovalı Âşıklar ve Geleneğe Tabi Halk Şairleri Antolojisi” 2006 da valilik tarafından yayınlandı ve bu antolojinin ön yazısında merhum, Prof. Dr. Erman Artun’u anma vesilesiyle görüşlerine yer verdik. “Âşıklık geleneği, Türk kültüründe önemli bir yer tutmaktadır. Âşık, bulunduğu toplumun sözcüsüdür. Âşıklık geleneği, yüzyılların deneyiminden süzülerek biçimlenmiş, belirli kuralları olan, şiirin kalıcı ve etkileyici özelliğinden yararlanarak kuşaktan kuşağa aktarılan bir değerler bütünüdür. Âşık edebiyatı sözlü gelenekte yaşatılan bütün ürünlerle beslenir. Âşık şiirinin özünde bağlı bulunduğu kültüre ait örnek değerler ve ahlak anlayışı yatar. Din, gelenek ve güncel yaşam, âşık edebiyatını besleyen diğer kaynaklardır. Âşıklık geleneği ve âşık şiiri gün geçtikçe kaybolmaya yüz tutmaktadır. Âşık edebiyatıyla ilgili olarak araştırmacılar, bu güne kadar birçok araştırmalar yaptılar. “Mansur Ekmekçi’nin büyük emekle âşıklardan derlediği “Yaşayan Çukurovalı Âşıklar” çalışması bunlardan biridir. Âşıkların ve şiirlerinin gelecek kuşaklara aktarılması için emek veren Mansur Ekmekçi’yi kutlarız.

Prof. Dr. Erman ARTUN

Bu ön yazının bulunduğu 75 âşık, 40 halk şairi olmak üzere105 halk ozanı ile halk şairinin yer aldığı Âşıklar Antolojisindeki katılımcılara tek tek bu soruları yönelttik:

S.1-  Sizce Âşık nedir? Kimlere denir?

C.1: Her konuda şiir yazabilen kişidir

C.1: Âşık o anda bir şeyler üretendir

C.1: Halkın yaşam biçimini sazıyla ve sözüyle dile getiren kişilere denir.

C.1: Türkü yazıp türkü çalana denir

C.1: Hak’tan aldığını halka verene denir

C.1: Hoş görülü sevgi birlik timsali kişilerdir

C.1: Saz çalarak şiirlerini okuyan halk ozanına Âşık denir

C.1: Derleyip söyleyene denir.

C.1: Şiirlerini irticalen ve makamla okuyan ve sazı ile çalıp söyleyen genelde bir usta yanında yetişen sanatçıdır.

C.1: Halkın dili, saz çalıp, şiir yazıp yazdığını yorumlayandır

S.2-  Âşık ile Ozan arasında ne gibi bir fark vardır?

C.2: Âşık şiir yazar, ozan sazıyla besteler

C.2: Âşık anında söyler, ozan araştırır düşünür daha sonra söyler

C.2: Âşık; Bazen Hâkka, bazen de güle, bülbüle veya aralarındaki aşka âşıktır. Yazar, çalar, söyler.

C.2: Âşık yazar çalar ozanda başka âşıkların sanatçıların sözlerini söyler çalar

C.2: İkisi de birbirini tamamlar.

C.2: Âşık atışma yapar, ozan ise söyler

C.2: Âşık çalar ve söyler ozan ise şiir yazar ve okur

C.2: Sözlerini kendi yazıp söyleyene denir.

C.2: Hemen hemen aynı anlama gelir

C.2: Âşık irtica ile söyleyen, ozan yazar, çalar, söyler

                İlgili antolojinin ilk sıralamasından başlayarak sadece 10 âşığın (ozanın) cevaplarını aktardık ve aldığımız cevapların büyük çoğunluğu; çelişki, tanımlamada zorlama ve biri birinden kopuk anlaşılmaz cevapları alıp aktardık. Buradaki 140 kişinin 100’ü olumsuz cevap verdiği halde biz bu yanlışları da doğru kabullenmek zorunda kaldık. Aksi halde aşağıda vereceğimiz örnek gibi saldırılara maruz kalabilirdik.                                                                      

                Hallacı Mansur (857–922) “Enel Hak” dediği için zindanlara atılmış elleri ve ayakları kesilerek öldürülmüştür 14.Yüzyıl tasavvufçu şairlerden Seyyid Nesimi de aynı düşünceleri savunduğu için, derisi yüzülerek öldürülmüştü.

13. Yüzyılda yaşamasına rağmen, Hallac-ı Mansur’a olan hayranlığını şu dizeleriyle dile getiren Yunus Emre: Mansur’u öldürenlere, gelin beni de öldürün deyip dikilmekte.

“Mansur eydür Enel Hak

Der suretin oda yak

Deyin dara gelsinler

Ben darı kurup geldim.” Diyerek idama gitmeye hazır olduğunu söylemektedir.

Bu örnek gibi sayısız yaşanmışlık var kültürümüz adına utanılacak ve ibret alınacak kısaslar…

                Şimdi de biz adı âşık veya ozan olan, Türkiye’deki bütün güzel canlara, kendi âşıklık (ozanlık) geleneğinin gereğini anlatan bu soruları soralım. Aslında soru şeklinde değil de sadece dağarcığımızdaki bilgi kaynağını aktaracağız diyelim buna. Evvela, kendisini âşık, ozan veya şair üstelik “büyük usta” olarak tanımlayan bu bin (1000) kişiden sadece yüz (100) kişinin bu bilgilere vakıf olduğunu ve hakkıyla icra ettiğini, edebileceğini düşünmekteyiz. Ki bu da bizim sırrımız, bizim ilmimizin gerekliliği olsun.

Yanlış bildiğimiz doğrulara göz atalım:

Genelde çoğu şairin ve ozanın bilmeden yanlış kullandığı temel adlardır

Eski adıyla Türk Dil Kurumu (TDK) Tanımı

Arapça Türkçe

Kafiye Uyak

Cümle Tümce

Kelime Sözcük

Âşık Ozan

Şiir Nedir?

a-) Zaman ve konu etkisiyle oluşan duygunun edebi kurallar ile yazma ve söyleme sanatıdır.

b-) Duygu ve düşüncelerin, edebi kurallar çerçevesinde yazılmasına veya söylenmesine denir.

Şair nedir, kime denir?

Yaşadığı toplumun yaşam biçimini (acılarını, sevinçlerini) duygu ve düşünceleriyle dile getiren kişidir.

Âşık (Ozan) nedir, kimlere denir?

Saz ile telden, söz ile dilden, irticalen söyleyen ya da yazıp söyleyen kişiye denir. Yazdıkları ve söyledikleri edebi sanatın bütününe de âşık (Ozan) Geleneği denir.

Âşık (ozan) ve halk şairlerinin yazdığı hece vezinli şiirler aşağıda yer alan 5+5=10 temel kurala dayanır:

1- Hece Ölçüsü

2- Durak

3- Uyak

4- Redif

5- Ayak

1- Kompozisyon (giriş, gelişme, sonuç)

2- Dörtlük ve şiir bütünlüğü

3- Özgünlük, anlaşılır dil

4- İmge

5- Akıcılık, sadelik

Cahit Günay Şair-Yazar & Gönül Elçisi

 

MANSUR EKMEKÇİ İLE SÖYLEŞİ (6 Bölüm 2)

UYAK (KAFİYE) DÜZENEĞİ

1- Yarım Uyak : Bir ses benzeşmesi

2- Tam Uyak : İki ses benzeşmesi

3- Zengin Uyak : Üç veya fazla ses benzeşmesi

4- Cinaslı Uyak : Yazılışı, okunuşu ve anlamı aynı olan sözcük birimleridir.

A-) Tam (Basit) Cinas, b-) Mürekkep (yarı) Cinas şeklinde 2 biçimi vardır.

5- Tunç Uyak : Dörtlükler içinde yer alan 3’er uyaklı sözcüklerden birinin, diğer 2 sözcükle aynı yazılışta, okunuşta ve anlamda olmasıdır.

6- Çapraz Uyak : A,B,A,B tertibi aynı zamanda “Koşma”nın ilk dörtlükteki uyak örgüsüdür. Bu örgü; cccb,dddb, eeeb, fffb şeklinde devam ettiği gibi şiirin tamamı abab tertibiyle de yazılabilmektedir. Bu durumda a’lar birbirine, b’ler de birbirine uyaklı olmalıdır.

7- Sarma Uyak : A,B,B,A örgüsüyle yazılan bir uyak sistemli şiir biçimidir.

                AYAK DÜZENLERİ

1- Serbest Ayak : Şiirdeki her dörtlüğün son satırında- dizesinde, biribirinden farklı biçimde ve uyaksız yazılma halidir.

2- Sabit veya Düz Ayak: Dörtlüklerin son dizesindeki tüm satırın aynı yazılma halidir.

3- Sarma Uyak : Ayak dörtlüğüne yapılan bir ek dize-mısradır. Bu dize bazen bir üstteki uyakla uyumlu bazen de diğer ek mısralar kendi içinde uyaklı olabilmektedir. Ustanın zoru seçip başarmasıyla alakalıdır.

                UYAK ÖRGÜ BİÇİMLERİ

1- AAAA

2- AXAB

3- AAXB

4- AAAB

5- ABAB

6- AXAB

7- ABXB

8- ABBA

9- ABABB Gibi…

                Halk Ozanlarının (âşıklarının) ve Halk Şairlerinin yazmış olduğu Halk Şiirindeki Biçim ve Özellikler; hece kafiye örgülerine, konularına, biçim ve özelliklerine göre farklılık gösterip şekillenirler.

Âşık (Ozan Edebiyatı ile Halk Edebiyatında yer alan bazı şiir türleri ve ezgilendirilmiş adları:

1- Dedim- Dedi

2- Lebdeğmez (Dudakdeğmez)

3- Muamma (Askı muamma, açık muamma)

4- Koşma

5- Varsağı (Destan)

6- Semai (Koşma)

7- Türkü

8- Sicilleme (Şeki

9- Tecnis

10- Ciğalı Tecnis

11- Karşılama (Hoş Geldin)

12- Uğurlama (Güle Güle)

13- Zincirbent Koşma

14- Tunç Kafiyeli

15- Cinaslı Kafiye

16- Akrostiş (Hece)

17- Divan Edebiyatından aktarılan Beyit (2 dizelik)

18- İran Edebiyatına ait, Divan Edebiyatından aktarılan Rubai (Sadece tek dörtlüklü şiir halidir.) Gibi şiir türleri ve biçimleri vardır. Geleneğe tabi olana ezgi halleri de: Türkü, Barak, Bozlak, Destan, Ağıt, Senir, Maya, Kesik Hava, Uzun Hava, Kısa Hava gibi bilinmesi ve icra edilmesi gereken dallardır.

                BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN ÖNEMLİ ADLANDIRMALAR

1- Dörtlük : Hece şiirindeki bir dörtlüktür.

2- Mısra : Satır, dize ve mısra aynı-eş anlamdadır.

3- Bent : Serbest vezinli şiirdeki her bölümüne denir.

4- Beyit : İki dizelik şiir türüdür. A,A ve A,B olarak örgülenir.

5- Nazım : Ölçü ile yazılan dizelere, dörtlüklere denir.

                KONULARINA GÖRE ADLANDIRMALAR

1- Lirik : Aşk, sevgi, hasretlik aynı anlamdadırlar

2- Epik : Hamasi- Koçaklama- Kahramanlık- / aynı anlamdadırlar

3- Satirik : Hiciv-  Taşlama- Hiciv- / aynı anlamdadırlar

4- : Methiye- Güzelleme- Övgü- / aynı anlamdadırlar

5- Didaktik : Eğitici- Öğretici (Tasavvuf ve Toplumsal)

6- Pastoral : Doğa- (Tabiat, dağ, çiçek vb.)

7- Mübalağa : Yalanlama- Mizah- / aynı anlamdadırlar.

                EDEBİ SANATLARDAN BİLİNEN BİRKAÇ ÖRNEK

Mürsel- Teşbih- Mübalağa- Tezat- İroni- Teşhis- İntak- Telmih- Kinaye- Tekrir…

Bu özellikler; ozanların ve şairlerin yazdıkları şiirlerinde tema veya özellik olarak mutlaka geçer. Açıklamasız haliyle sunuldu.

                Bu yazımızda bahsi geçen tek konulu standart bir makaleyi siz saygıdeğer okurlara sunmakla başladık ancak, konu dâhilîdeki ozanların ve şairlerin uygulamakla mükellef oldukları; edebiyatın kural, biçim, örgü ve özelliklerini de ek olarak aktarınca bilimsel makaleye doğru gittiğini fark ettik. Konuyu tüm açıklığıyla anlatmaya çalışacak olursak, bir kitap içeriğine dönecektir.

Ne hikmetse, kendi ulusumuza, milliyetimize özellikle Türklüğümüze laf atan edepten, hayâdan yoksun kendini bilmez kişiler, internet yazarlarına diyecek bir sözü olmadı bizi yönetenlerin, ilim adamlarımızın ve üniversitelerimizin…

Bu hükmümüze ister başkaldırı denilsin, ister deli, ister veli… Biz bu yola baş koyduk ve ne milli edebiyatımıza ne de gönül edebiyatımıza leke sürenlere müsamaha göstermeyeceğiz. Kısa bir geçiş yaptıktan sonra esas konumuza geçeceğiz.

İnternet siteleri başta olmak üzere, üniversite, okul ve kütüphane yayınlarında sıkça görülen, tarih öncesinden günümüze kadar ilim adamlarımızın ve araştırmacı yazarlarımızın bizlere dayattığı, Türk halkına layık görülen utanç verici bu hatayı, daha önceleri de defalarca yayınladığımız gibi tekrar etmekte fayda gördük. ACI AMA GERÇEK! “Divan-ü Lügat- it Türk”

                Bu ayıbı görmezden gelen Milli Eğitim Bakanlığına ve Kültür Bakanlığına da şaşıyoruz açıkçası. Onca akademisyenlerimiz, ilim adamlarımız varken, lise diplomasını “Özel akşam Lisesi’nden alan bir cahil bu işi çözmeye kalksın. Olacak şey midir bu?

Tekrar ediyoruz: “it Türk” ekiyle “Divan-ü Lügat- it Türk” ve devamındaki aynı tümcenin 2- Dîvân-ü Lügâti’t Türk, 3- Divanu Lügati’t Türk, 4- Divan-i Lügât- it Türk gibi farklı yazılımlarıyla yüzlercesi internet ortamında cirit atmaktadır ve bunları neden kimsenin görmediğine aklımız almıyor.

Bir kere bu dört farklı yazılım ahlaksızlık olduğu kadar, edebi dil kurallarına göre de yanlıştır.

                DOĞRU YAZILIMA BİRLİKTE BAKALIM

Divan: Birçok toplumsal veya kişisel edebi bilgiyi içine alan toplu-büyük kitap (antoloji, ansiklopedi gibi)

Lügat: Söz, sözcük, sözlük anlamlarını taşır. Her toplumun kendi maksadını ifade etmede kullandığı seslerdir, yani sözlüktür.

Divan-ı Kebir: Büyük Divan

Defter-i Kebir: Büyük Defter

Anlamlarını verirken, özel adlar veya yer adlarındaki –i veya ı takıları “li veya lı anlamını verir. Örnek:

Şah-ı Merdan: Mertlerin Şahı. Merdan: Mertlerin (Farsça) Şah-ı: Şahı.

Eba Müslim-i Horasani: Horasanlı Eba Müslim. Eba- Ebu (babası: Arapça) Yani Horasanlı Müslim’in Babası doğru anlamıdır.

Hacı Bektaş-i Veli: Hacıbektaşlı (Nevşehir ilçesi) Veli anlamını verir.

Bu durumda Divan-ı: Divanı şeklinde, Lügatıt veya Lügatı’t (ikisi de doğru): Sözlüğü.

Tümceyi bir araya getirirsek, “Türk Sözlüğü Divanı” olarak doğru anlamı verir ve yazılımdaki “i” takısı anlamı bozar ve yanlıştır.

                Söz konusu tümcemizin yukarıdaki 4 yanlış yazılım karşısında 2 doğru yazılışı da olabilir. a-) Divan-ı Lügatıt Türk Sade ve kolay yazılışı- okunuşu

b-) Divan-ı Lügatı’t Türk. İnanmanın en kolay yolu bu şekilde tersten okumaktır.

Divan-ı Lügatı’t Türk= Türk sözlüğü Divanı

                Konu içinde harici bir konuya kısa bir geçiş yaptığımız için mutluyuz. Takdir; büyüklerimizim, ilim adamlarımızın, akademisyenlerimizin ve yüce halkımızındır.

Cahit Günay Şair-Yazar & Gönül Elçisi

               

 

KISSADAN HİSSE

(şair, âşık ve ozan arasındaki benzerlikler ve farklılıklar)

Ozan; dilimizde “şair” anlamında kullanılmış en eski bir sözdür. Hece vezni (ölçüsü) ile şiir yazan ve söyleyen şairlere, âşık (ozan) denir. Âşık (ozan), gerçekleri olduğu gibi yazan ve söyleyen şairlerdir. Saz ile söyleyen şairlere saz şairi, sazsız söyleyen şairlere de halk şairi denir. https://eodev.com › Türkçe › İlkokul

Şair Âşık ve Ozan Arasındaki Farklılıklar

Şair, şiir yazan demektir. Şair kelimesi Arapçadan gelir; doğaüstü güçlere sahip, meczup, kâhin gibi anlamlar da yüklenmiştir. Âşık Saz Eşliğinde veya Sazsız Türkü Söyleyen Kişiye Denir. Ozan ve Âşık Aynı Manadadır.

Hece vezni (ölçüsü) ile şiir yazan ve söyleyen şairlere, âşık (ozan) denir.

Âşık; terim olarak Arapçadan gelip on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre gibi şiir yazan ve ilahi olarak şiir söyleyen Dinî-Tasavvuf mensuplarına denmekle ortaya çıkmıştır.

Şair, Âşık ve Ozan Arasındaki Farklar Nelerdir

Şair, Âşık ve Ozan yaptıkları eserler ile birbirlerine benzetilse dahi aralarında farklar vardır. Gönülden gelenleri dile getirirler. Ele aldığı konular doğa, insan, canlılar, toplumsal olaylar, aşk gibidir. Türk kültüründe yeri olan üç edebiyat alanıdır. Halk kültüründe âşık ve ozan daha çok bilinir. Şiirler daha çok yazılı kaynaktır.

Ozan: Şair olarak bilindikleri gibi sesli şekilde dile getirirler. Hayat verdikleri sesleri sazları eşliğinde anlatırlar. Âşık yani ozanlar gerçekleri yazıp söyleyenlere denir. Saz ile söyleyenlere saz şairi, sazsız söyleyenlere ise halk şairi denir

Şair Âşık ve Ozan Arasındaki Farklar Nelerdir

Şair olarak adlandırılsalar da şiirleri sesli olarak seslendiren kişilere Ozan adı verilir. Seslendirdikleri şarkıları sazları ile söylerler.

Gerçekleri yazıp seslendiren kişilere Aşık yani Ozan adı verilir.

https://www.odevbitti.com/sair-asik-ve-ozan-arasindaki-farklar-nelerdir-70081/

Ozan ve Âşık Kavramları Üzerine

Bugünkü âşıkların ilk temsilcileri ozanlar olup Hun Türklerinden 16. yüzyılın başına kadar bu adla anılmışlardır. Onlar, kopuz eşliğinde şiir söyleyen kişi olarak tanımlanmaktadır.

Kazakistan Türkleri olmak üzere pek çok Türk boyu, kopuzun icat edeni olarak Dede Korkut’u bilir. Hatta bu konuda efsaneler bile oluşmuştur:

https://www.turkedebiyati.org/ozan-ve-asik-kavramlari-uzerine/

Ozan

İrticalen şiir söyleyebilen saz şairi, âşık.

NURETTİN ALBAYRAK

Moğolcadan geldiği anlaşılan ozan kelimesinin asıl anlamı “çok konuşan kimse” olup “saz şairi” mânasını sonradan kazanmıştır. Eski Türkiye Türkçesi metinlerinde kelime bu iki anlamda geçmektedir. İbn Mühennâ lügatinde yer alan ozmak (önce gelmek, ileri geçmek) fiili, ozgan Oğuz Türkçesi’nde “g” sesleri düştüğünden ozan kelimesinin oz+gan > oz+an şeklinde oluştuğunu ileri sürmüştür. Fuat Köprülü, ozanlık geleneğinin Selçuklulardan Memluklere ve onlardan Osmanlılara geçtiğini belirtmektedir. XVI. yüzyıldan itibaren Anadolu’da çoğalan, varlıklarını bugün de kısmen sürdüren âşıklar, ozanlık geleneğinin devamı sayılabilir. Ozan kelimesinin yerini Anadolu’nun bazı yerlerinde ve Azeri Türkleri arasında “âşık”, Türkmenler arasında ise “baksı/ bahşı” almaya başladıktan sonra kelimenin “halk şairi” anlamı unutulmuş ve “geveze” anlamında alay yollu kullanılır olmuştur.

https://islamansiklopedisi.org.tr/ozan

Âşık

Âşık, Anadolu, Güney Kafkasya ve İran'da sürdürülen, genellikle bağlama veya başka bir telli müzik aleti eşliğinde söylenen sözlü halk müziği geleneğini icra eden kişidir. Anadolu, Ortadoğu ve Orta Asya'ya özgü bir halk şairliği türüdür. Türkçe "Ozan" kavramı ile de ifade edilir. Kavramın Arapça kökenli olduğuna dair görüş birliği vardır. Vikipedi, özgür ansiklopedi

Doğu Anadolu'da Aşığ/ Aşuğ ve farklı ağızlarda Aşıh/ Aşuh şekillerinde irticalen çalıp söyleyen her saz şairine "Âşık" denildiği görülür.

Toplumda âşıklara herkes itibar eder, sever, sayar; hatta derviş olarak kabul görür. Türkçe çalıp çığıran (söyleyen) Ermeni âşıklar vardır. Kökeni Orta Asya Baksı geleneğine dayanır ve Türklerin inancı olan Şamanizm'den izler taşır.

Ozan

Eski Türkçede zaten var olan ozan kavramı cumhuriyet döneminde Dil Devrimi sonrası "Âşık" (halk şairi) anlamında kullanılmaya başlanmıştır. (Oz/ Uz) kökünden türemiştir. Ozmak (önde gitmek, şarkı söylemek) fiilini içerir. Kendilerine saygı duyulduğu için hep önde otururlar. Uzmanlık bildiren Uz sözcüğüyle de yakından ilgilidir. Sümerlerdeki gelecekten haber veren kişi anlamına gelen "Uzu" kavramı ile de bağlantılı olma ihtimali vardır.

Emre

Pek çok halk ozanının, aşığın ve dervişin isminde yer alan Emre sözcüğünün Türkçede "Âşık" anlamına geldiği dilbilim açısından kesinleşmiş durumdadır.

Saz şairi kavramı

Bu konudaki önemli sınıflandırmalardan biri "Halk şairi" ve "Şaz şairi" ayrımıdır. Halk şairi daha geniş kapsamlı bir kategori olup saz çalan veya çalamayan ozanların hepsini içerir. Saz şairi ise daha dar bir içeriğe sahiptir ve anlaşılacağı üzere yalnızca enstrüman çalabilen aşıkları tanımlamaktadır.

"TDV İslâm Ansiklopedisi (Saz) Ozanların atası Dede Korkut’tan beri zaman zaman başka isimlerle anılsa da elindeki sazıyla kendisinin ve başka âşıkların şiirlerini yöresel havalarla çalıp söyleyen sanatkârlara sazlarının yaptığı işteki önemli fonksiyonundan ötürü saz şairi veya sazlı ozan denildiği de olmuştur.

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%82%C5%9F%C4%B1k

Description

AKADEMİK BAKIŞ DERGİSİ Sayı: 34 Ocak – Şubat 2013 Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi ISSN:1694-528X İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi, Türk Dünyası Kırgız – Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü, Celalabat – KIRGIZİSTAN http://www.akademikbakis.org

                Âşık ve Ozan Kavramlarının Günümüz Türkiye’sinde Müzikal ve Edebi Yönden Tanımlanması

Arş. Gör. Erdem Özdemir; Öz Türk müzik ve edebiyatının bilinen en eski sanatçı zümresini oluşturan ozanlar, zaman içinde değişen koşullarla birlikte âşık ismini almış Günümüze gelindiğinde ozan ve âşık kavramları birbirinin yerine, tercihli ya da birbirine karıştırılarak kullanılmaktadır. Yakın döneme kadar şairlere de ozan denmesi bu kavram karışıklığını artıran bir unsur olmuştur. Günümüzde bağlama çalabiliyor olmaları halinde, ozan, halk ozanı, çağdaş halk ozanı gibi sıfatlar yakıştırılmakta ve bu yapılırken çoğunlukla bilinçli davranılamamaktadır.

Sakarya Üniversitesi, Devlet Konservatuvarı, Türk Müziği, Araştırma Görevlisi, erdem@sakarya.edu.tr

Ozanlığın Tarihçesi

Günümüz Türkiye’sinde, profesyonel müzisyenlerin sınıflandırılmasında kullanılan çeşitli sıfatlar, bu kişilerin yaptıkları sanatın içeriğini her zaman tam olarak yansıtmamaktadır. Bunun nedenlerinden biri medyanın bilinçsiz yönlendirmeleridir. Her şarkı söyleyene sanatçı, her şiir okuyana şair, her türkü söyleyene ozan denmesi gibi hususlar, kavram kargaşasına neden olmaktadır.

Ozan ve Âşık terimleri Türk kültürü içinde sırasıyla birbirlerinin yerine kullanılan, kimi dönemlerde de beraber kullanılan terimlerdir. Her iki terim de çok uzun yıllardır kullanılıyor olsa da ozan sözcüğü, kullanım yaşı bakımından âşık sözcüğüne göre çok daha eskidir. Türk halk şiiri gerek gelenek, gerekse çeşitli etkiler altında birtakım kollara ayrılmıştır. İşte bu kollardan bir de ozanlık geleneği de denilen âşıklık geleneğidir” sözleriyle ifade etmiştir (Mehmet Yardımcı, 2012: 2).

Ozanlığın İşlevsel Değişimi

Ozan kelimesi, günümüzde yakın geçmişte bilindiği anlamıyla yani şiirlerini saz eşliğinde söyleyen şair olarak kullanılmaktadır. Yani ozan isminin şiir yazma ya da âşıklık geleneğindeki kullanımıyla şiir düzme işi yapan kişiye verilmesi her dönem kabul görmüştür. Geçmişte şairler için ozan ifadesinin kullanılması buna örnek gösterilebilir. (Başer, 2006,12)

Cahit Günay Şair-Yazar & Gönül Elçisi

 

 

Ozan mı, Âşık mı?

Günümüz yazılı kaynaklarında ve halk arasında âşık ve ozan kelimesinin birbirinin yerine geçecek şekilde kullanıldığı görülmektedir. Her iki terimin de günümüzde yaygın olarak bilinmesiyle birlikte, görev bakımından ayrıldıkları hususi alan net olarak belirlenmemiştir. Türk Dil Kurumu’na ait Büyük Türkçe Sözlükte, ozan kelimesinin karşılığı olarak halk şairi verilmektedir (TDK, 2005: 1713). Ancak günümüzde bu kullanım geçerliliğini kaybetmiş bulunmaktadır. Âşık kelimesi ise, 15. yüzyıldan sonra, daha önce ozanın yaptığı işi yapan kişilere verilen bir isim olmuştur. Erman Artun, ozanlıktan âşıklığa geçişi kısaca “Türk kültürü, yeni yurt edinilen Anadolu’da yeni bir küresel kimlik kazanıp şekillenirken edebiyat da yeniden yapılanmaya başlamıştır. Milli öze bağlı epik şiirler yazan ozanın yerini, İslami öze bağlı lirik şiirler yazan Âşık almıştır” (Artun, 2012:1) Bizim değerlendirmemizde âşıklık için önemli olan kıstas günümüz ve yakın geçmişte belirlenmiş, âşıklık (ozanlık) geleneğine dair uygulamaların yerine getirilip getirilmemesi olmuştur. Bu gelenek unsurlarını âşık (ozan) fasıllarına katılma, askı indirme, lebdeğmez, muamma çözme, atışma/ deyişme, doğaçlama şiir düzüp saz eşliğinde okuma, gezgin olma, bir ustaya intisap etme olarak sıralayabiliriz.

(âşık vb. isimler) arayacağımız vasıfları şöyle sırlamak gerekecektir:

a) İrticalen söyleme kabiliyeti var mıdır?

b) Saz çalmasını biliyor mu?

c) Atışma yapabiliyor mu?

d) Bade içtiğini iddia ediyor mu? (Sakaoğlu,1986,18) şeklinde ifade etmiştir.

                (Boratav 1968: Başından bu şekilde bir olay geçmiş bir aşığa bâdeli âşık denir. Bundan başka âşıklığa yönelme sebepleri dünyevi ya da ilahi bir aşk, âşıklığa olan heves, doğuştan gelen yetenek vb. sıralanabilir. Ancak bize göre, âşıklığa geçmedeki bu rüya motifi söylemi günümüzde hem biraz abartılmakta hem de âşıkların prestijlerini arttırmak amacıyla sürdürülmektedir. Çünkü âşıklar her ne kadar manevi yönleri güçlü ve dini inanca sahip kişiler olsalar da, bir insanın gördüğü bir rüyanın akabinde hemen saz çalması ve şiir yazabilmesi/ söyleyebilmesi mümkün görünmemektedir. Ancak bizim kanaatimiz şudur ki; âşık ortamlarında ve âşıklık hevesiyle yetişmiş bir kişinin rüyasında saz çaldığını, ya da ulu bir zatın kendisine saz çalması için icazet verdiğini görmesi, rüyayı gören kişiyi etkileyerek, akabinde saz çalma hevesi doğurabilir. Yani saz çalmaya başlayan herkes bunu bir kerede yapmaya başlamıştır ve zaman içerisinde ilerletmiştir.

                Umay Günay, konu ile ilgili hazırladığı kitabında şu ifadeye yer vermiştir: Âşıklık geleneğinin asli unsurlarından biri olan usta-çırak ilişkisinde âşıklıkta bir mesafe kat eden çırağa ustası geleneğin töresine göre mahlas vermekte, böylece çırak tek başına çalıp söyleme yetkisine erişmiş olmaktadır. Günümüzde çırağın mahlas alması artık usta- çırak ilişkisinden geçmemekte, " ticari kaygılarla kasetçilerin önerileri" öne çıkmaktadır. (Turhan, 1992:148)

Günümüz âşıkları, kendi sıfatlarını artık her ne kadar âşık olarak bilip bu sıfatı benimsemişlerse de, kendilerini takdim ederken âşık ile birlikte ozan, halk ozanı ifadelerini de kullanabilmektedirler. Pek çoğunun yanlarında taşıdıkları kartvizitlerinde ya âşık ismiyle beraber ya da tek başına halk ozanı ifadesi yer almaktadır. Bu konudaki kavram kargaşasının sebeplerinden bir tanesi de budur.

(Poyrazoğlu, mülakat, 7 Temmuz 2012 Bursa).

“Erzurum Âşıklık Geleneği” adlı kitabında Metin Özarslan, Âşık Erol Ergani ile yaptığı görüşmeden, konu ile ilgili şu bilgiye yer vermiştir; Âşıkların kendilerini adlandırmada ozan/ halk ozanı sıfatlarını tercih edip kullanmalarının diğer bir sebebi de, okumuş ve aydınların; basın ve medyada âşıkları, ozan kelimesiyle isimlendirmeleridir. Erzurum’da “Ozanlar Çayevi” âşık kahvehanesi işleten Erol Ergani’nin görüşleri ilgi çekicidir: aslında bizim âşıklar olarak kendimize halk ozanı dememizin sebebi şudur. Mesela bizi radyoya, televizyona programlara çağırıyorlar, festivallere gidiyoruz davetli olarak. Buralarda hep halk ozanı filan oğlu filan diye anons ediyorlar. Buralarda hocalarla, yazarlarla tanışıyoruz. Onlarla sohbet ediyoruz bize hep halk ozanı, ozan diye hitap ediyorlar. Âşık olsun, ozan olsun, halk ozanı olsun bizim için hepsi birdir aynıdır. Ama dediğim gibi okumuş kesim bizi ozan olarak benimsemiş, biz de o şekilde halk ozanı ya da ozan olmuşuz.

                Geleneğin bugünkü ve yakın geçmişteki temsilcileri olan âşıklar da ustalarından aldıkları bilgileri aktararak bu saptamayı kesinleştirmektedirler. Yakın geçmişe kadar tamamı sürdürülen bu uygulamaların artık birçoğunun uygulanmadığı görülmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere, âşık teriminin kullanımındaki karışıklığı iki ayrı nedene bağlamış bulunmaktayız. Bunlardan biri (özellikle günümüzde) kendini âşık olarak tanıtanlar diğeri ise (özellikle daha eski sanatçılar için) gerçekte âşıklığın gereklerini yerine getirmeyerek halk arasında âşık olarak tanınanlardır.

                Günümüz Türkiye’sinde bilhassa profesyonel müzik alanında çok çeşitli isimlendirme yapılabilmektedir. Bunları şarkıcı, türkücü, popçu, rockçı, sanatçı, âşık, ozan, halk ozanı, halk aşığı, hak aşığı vb. gibi sıralayabilir hatta arttırabiliriz. Bu isimlendirmelerin bir kısmını halk belirlemekte bir kısmını da sanatçı kendi isminin başına koymaktadır. Sanatçı bunu yaparken de yaptığı işin mahiyetinin, aldığı ismin temsil ettiği gelenekle örtüşüp örtüşmediğine bakmayabilmektedir. Bu konuda sanatçıyı suçlamak da yersizdir. Çünkü ülkemizde özellikle müzik alanındaki bu karakterlerin görev ve sorumluluk tanımı net ifadelerle belirlenmiş değildir.

                Türklerin çok eski dönemlerinden bugüne kadar kullanılmaya devam edilen hece veznine bağlı çeşitli şekillerdeki şiirler halk şiiri olarak kabul edilmektedir. Türk milletinin, bu karışık ve dağınık tarihi içinde ilk günden bu güne daima tekâmül eden, fakat mahiyetini değiştirmeyen müşterek milli geleneğe bağlı bir edebiyatı vardır. Bu edebiyatın mahsulleri Tanzimat hareketi ve Cumhuriyetten sonra “Halk Edebiyatı” genel başlığı altında değerlendirilmeye başlanmıştır (Günay, 1986: 1).

Bu durumu yaratan nedenlerin başında yukarıda bahsi geçen şairlerin genellikle İstanbul ve Ankara gibi nüfus yoğunluğu ve sosyokültürel hareketlilik açısından önemli ve ulusal basın-yayın kuruluşlarının bulunduğu büyük şehirlerde yaşıyor olmalarıdır. Bu fark, bu şehirlerde yaşayan şairlere eserlerini basıp yayınlama, görsel ve işitsel medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırma imkânı sağlamaktadır. Çağımızda internet üzerinden yürütülebilen tanıtım ve sunum faaliyetleri sayesinde her üretici, ilgili kitleye ulaşabiliyor olsa da, radyo ve televizyonlar aracılığıyla yapılan tanıtım faaliyetleri bu anlamda önceliğini korumaktadır. Kalem şairi terimi şairleri, âşıklardan yani aynı döneme has ifadesiyle saz şairlerinden ayırmak için kullanılmış bir ifadedir. İrticalen söyleyemeyen, belki saz da çalamayan şairler olarak tanımlanan kalem şairleri, bu özellikleriyle günümüz şairlerinden farklı bir zümre değildir. (Sakaoğlu, 1986: 18)

AKADEMİK BAKIŞ DERGİSİ Sayı: 34 Ocak- Şubat 2013 Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi, Türk Dünyası Kırgız-Türk Sosyal Bilimler Enstitüsü, Celalabat –

KIRGIZİSTAN

Ozan Nedir? (Özet)

Kopuzla türkü söyleyen en eski Türk şairleri. Osmanlı döneminde halk şairleri için kullanılırdı. Âşık sözünün karşılığı olduğu gibi meddah anlamını da taşıyordu. Ozanların toplumda önemli yerleri vardı. Beylerin huzurunda, dini törenlerde, elindeki kopuzunu çalarak kahramanlık destanları okurlar, halk arasında kıssa söylerlerdi. Memluk ordusunun mızıka takımında ozan denilen çalgıcılar olduğu tarihi kaynaklarda yazar. Selçuklularda da benzer durum görülür.

İslâmiyet öncesinde şiir yazan şairlere; “Şair” anlamında “Ozan ve Baksı” gibi adlar verilmiştir. İslâmiyet sonrası Anadolu’da; saz eşliğinde veya sazsız şiir yazan şairlere “Âşık” adı verilmiştir.

                Şairler, Orta Asya Türk boyları arasında çeşitli adlar almışlardır. Şairlere: Oğuz Türkleri; “Baksı (Bahsı-Bahşi), Ozan”, Altay Türkleri; “Kam”, Yakut Türkleri; “Oyun”, Tonguz Türkleri; “Şaman” demişlerdir.

 

Ozan; dilimizde “şair” anlamında kullanılmış en eski bir sözdür. Hece vezni (ölçüsü) ile şiir yazan ve söyleyen şairlere, âşık (ozan) denir. Âşık (ozan), gerçekleri olduğu gibi yazan ve söyleyen şairlerdir. Saz ile söyleyen şairlere saz şairi, sazsız söyleyen şairlere de halk şairi denir.

                Âşık; terim olarak, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre gibi şiir yazan ve ilahi olarak şiir söyleyen Dinî-Tasavvuf mensuplarına denmekle ortaya çıkmıştır. Âşıklar, usta- çırak ilişkisine bağlı olarak yetişirler. Özelliklerini, yetiştikleri ve yaşadıkları sosyal çevreden alırlar.

                Âşıkların yetişme yerleri çok farklıdır. Köylerde, kasabalarda ve şehirlerde, tekkelerde, medreselerde, asker ocaklarında yetişen âşıklar vardır. Bunlar içinde geleneğe en bağlı olanlar köylerde yetişenlerdir. Bunlar saf şairlerdir. Saf halk şairleri; tabiatı ve gerçekleri olduğu gibi dile getirirler. Âşıklar; semaî, koşma, varsağı, destan, koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi nazım biçimleri ve türleri ile tabiat, ayrılık, ölüm, kahramanlık, aşk ve toplumsal olaylar gibi konularda şiirler söylemişlerdir.

 

Sazlı saz şairleri ve sazsız halk şairleri, şiirlerini, “cönk” denen ve eni boyundan uzun olan, uzunlamasına açılan defterlere yazarlar. Cönk denen bu defterler Türk Halk Edebiyatı’nın temel kaynaklarını teşkil eder. Edebiyat tarihi bakımından değerleri çok büyüktür. Halk arasında “Cönk”ler, “danadili” diye de tanınır.

                Âşıklar, Türklerin Orta- Asya’dan, Anadolu’ya gelişiyle burada da varlıklarını devam ettirmişlerdir. Âşıklara, Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyük bir değer verilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’un alınmasından sonra, doğu ve güney bölgelerinden gelen Âşıkların, İstanbul saraylarında bile büyük ilgi gördükleri bilinmektedir. Âşıklar, Anadolu’nun değişik yörelerinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.

                Bugün de gerek saz şairleri gerekse halk şairleri, halk şiirinin yaşaması için gayret etmektedirler. Âşıklar; hece ölçüsü ile ve hece kalıplarının 11’li, 8’li ve 7’li ölçüleri ile şiirlerini yazmayı tercih ederler. Âşıklar, milli kültürümüzü, eserlerinde sade ve saf bir biçimde dile getirmektedirler. Âşıklar (ozanlar) gerek kendi dertlerini gerekse toplum dertlerini dile getiren şairlerdir.

                Günümüzde Âşıklık Geleneği; Sivas, Kayseri, Ankara, Kırşehir, Yozgat, Adana, Osmaniye, Konya, Kars, İstanbul, Şanlıurfa, Erzurum, Toroslar ve Doğu Anadolu yörelerinde sürdürülmektedir. Ancak, basın, sosyal medya ve bakanlık etkisiyle bu köklü gelenek yok olmak üzeredir.

               

SONUÇ OLARAK

İnsanların bileni ile bilmeyeni olduğu gibi bilmeyene, ne bilmiyorsun denilebilir ne de, neden bilmiyorsun diyebiliriz. Bu itibarla bilenle bilmeyeni birbirine vuruşturmadan, suratımızı buruşturmadan var olan gerçekleri, yazılı ve sözlü kaynaklarımızla aktarmaya çalıştık. Şam da burada, arşın da… İnanan inanır, gerçeği kabul eder, inanmayanlar ise inandıkları yere inanabilirler, takdiri yine kendilerine ve siz saygıdeğer okurlara bırakıyoruz. Saygı ve sevgilerimizle efendim. 

KAYNAKÇA:

 Artun, Erman. (2012). “Günümüzde Yaşayan Âşıklık Geleneği Üzerine Düşünceler”,

 İnsan Bilimleri, 3 (1) : 12. Boratav, Pertev Naili, (1968)

 “Âşık Edebiyatı” Ankara, Türk Dili Dergisi, Türk Halk Edebiyatı. Gazimihal, M. Ragıp. (1975).

 “Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlarımız” Kültür Bak. MİFAD Yay. Günay, Umay Türkeş.

 “Türkiye’de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi”, Ankara, Akçağ Yayınları. Özarslan, Metin.(2001)

 “Türk Halk Edebiyatı El Kitabı” Ankara, Grafiker Yayıncılık. Köprülü, M. Fuad. (2004).

 T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri Dizisi /1414, Yay. /179, 1992, s.148–9.

 Türk Dil Kurumu. 2005 “Büyük Türkçe Sözlük”1713, Ankara. Yardımcı, Mehmet (2012).

 “Ozan, Âşık, Saz Şairi ve Halk Şairi”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kong. Bild., C.1, Ankara.

 Kâşgarlı Mahmûd, Dîvânü Lugâti’t-Türk (haz. Seçkin Erdi – Serap Tuğba Yurtsever), İstanbul 2005, s. 367; Dîvânü Lûgati’t-Türk Dizini, Ankara 1972, s. 90;

 Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul 2005, III, 2414;

 Dedem Korkut’un Kitabı (Haz. Orhan Şaik Gökyay), İstanbul 1973, tür, yer.

 Köprülü, Edebiyat Araştırmaları I, s. 131-144; a. mlf. Türk Saz Şairleri, Ank. 1962, s. 9-49,108;

 Saim Sakaoğlu, “Ozan, Âşık, Saz Şairi ve Halk Şairi Kavramları Üzerine”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1986, I, 247-251;

 Şükrü Elçin, Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara 1997, I, 31-32;

 Çukurovalı Âşıklar ve Geleneğe Tabi Halk Şairleri Antolojisi, Mansur Ekmekçi, Adana Valiliği Yayını, 2006

 Adanalı Yazarlar, Şairler, Ozanlar Antolojisi, Mansur Ekmekçi, ABŞB. Yayınları, 2017

 Şiir Yazma Sanatı, Mansur Ekmekçi, Ekrem Yayınları, 2020

(Seri Sonu)

Cahit Günay Şair-Yazar & Gönül Elçisi



Bu yazı 155 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
GAZETEMİZ

HABER ARŞİVİ
HABER ARA
Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI