Bugun...


Cahit GÜNAY

facebook-paylas
Azerbaycan Milli Kahramanı Şehit Tümgeneral Polad HAŞİMOV’un Annesinden Ağlatan Telefon!.. Ve; “BAYRAĞIN BEKLEDİĞİ RÜZGÂR” Esti….
Tarih: 30-06-2026 12:19:00 Güncelleme: 30-06-2026 12:19:00


Azerbaycan Milli Kahramanı Şehit Tümgeneral Polad HAŞİMOV’un Annesinden Ağlatan Telefon!..

Ve; “BAYRAĞIN BEKLEDİĞİ RÜZGÂR” Esti….

Bazı insanları görmenize, bazı şehirleri gezmenize, içinde yaşamanıza gerek yoktur; adı konulmamış bir şekilde onları, oraları özleyebilirsiniz.

Bazı acılar vardır; size ait olmadığı sanılsa bile yıllarca yüreğinizde taşırsınız.

Karabağ bizim için öyle bir yaraydı. Ben, yıllarca Türkiye topraklarında "Esir Türklere hürriyet!", "Karabağ Türk toprağıdır!" diye sloganlar atarak büyüyen bir gelenekten geldiğim için, o yara benimle birlikte adı konulmamış bir sızı olarak yaşıyordu.

Yıllar boyunca tanıştığım her Azerbaycanlı dostumun gözlerinde gördüğüm hasret, onların anlattığı hikâyeler ve anaların gözyaşlarının kan kızılı rengi, Karabağ'ı benim de içimde yaşayan bir coğrafyaya dönüştürmüştü.

Yine yıllar önce, katıldığımız bir program için otobüsle salona doğru giderken Azerbaycan edebiyatının güçlü kalemlerinden İltimas İsmail ile yan yana oturuyorduk. Yol boyunca sohbetimiz Karabağ'a geldi.

Birinci Karabağ Savaşı'nda yaşananları anlatıyordu.

Yakılan köyleri... Yerinden edilen insanları... Şehitleri... Yetimleri... Yarım kalmış hayatları... Anlattıkça sesi titriyor, gözleri doluyor, kelimeler boğazında düğümleniyordu. Bir ara sustu. Ben gözlerine baktım.

"Hocam," dedim, "üzülmeyin. Karabağ özgürlüğüne kavuşacak." Yüzünde, inanmayan ama inanmak isteyen insanların tebessümü belirdi. "Allah aşkına hocam, buna gerçekten inanıyor musunuz?" dedi. "Evet," dedim. "Hem de bütün kalbimle." "Nereden çıkarıyorsunuz bunu?" "Gözlerinizden." Bir an durdu. "Gözlerimde çaresizlikten başka ne gördünüz?"

O gün ona verdiğim cevabı bugün hâlâ aynı inançla tekrar edebilirim: "Karabağ'ın kızlarının kurşundan ağır gözyaşlarını görüyorum hocam. Yıllardır Azerbaycanlı dostlarımla bu konuyu konuşuyorum. Bir şey fark ettim; kadınların döktüğü her damla gözyaşının tınısı ve kokusu farklıdır. O gözyaşları bir gün karşılığını bulur. Ben zaferi askerlerin namlularında değil, Karabağ kadınlarının gözlerinde görüyorum. Azerbaycan bayrağı yalnızca bir rüzgâr bekliyor. O rüzgâr da yakında esecek."

Belki o gün bu sözler bir teselli gibi geldi. Ama ben buna gerçekten inanıyordum. Çünkü tarih boyunca Türk milleti analarının gözyaşlarını sonsuza kadar yerde bırakmamıştır.

Sonrasında Adilə Nəzər Hanım, Aysel Fikrət, Aysel Xanlarqızı, Lalə İsmayıl ve daha birçok Azerbaycanlı gönül dostumuzun da yardımlarıyla Elbistan Gündem Haber Gazetesinde ki Gönül Köprüsü isimli köşemde "Karabağ'ın Kızları" isimli yazı dizisine başladık. Onlardan aldığım destekle Birinci Karabağ Savaşı'nın görünmeyen yüzünü yazıyorken, Savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını anlatıyordum.

Çünkü savaş bazen Roza Ana gibi oğlunun odasının kapısını açamayan bir annenin sessizliğidir.

Çünkü savaş bazen yıllarca pencere önünde eşinin yolunu bekleyen Arzu Nehrenli'nin gözleridir.

Çünkü savaş bazen İlham'ın ardından Ferize'nin hayata küsmesidir.

Çünkü savaş bazen baba ocağından kovulurken ardına son kez bakan Lalə İsmayıl'ın iç çekişidir.

Çünkü savaş bazen de babasının oyuncak almaya gittiğini zanneden yetim Nergiz'in oyuncak umududur.

Ben işte tamda bunları yazıyordum. Karabağ'ın kızlarını... Karabağ'ın analarını... Karabağ'ın yetimlerini...

Ve her yazıyı kaleme alışımda aynı cümleyi içimde tekrar ediyordum: "Azerbaycan bayrağı bir rüzgâr bekliyor."

               14 Temmuz 2020 tarihinde gelen haber yalnız Azerbaycan'ı değil, bütün Türk dünyasını sarstı.

Tümgeneral Polad Haşimov şehit olmuştu.

Cephedeydi. Askerlerinin yanındaydı. En ön saftaydı. Bir komutanın yapması gerekeni yapmış, askerinin önünde yürümüş ve şehadete kavuşmuştu. Şehadet haberi Azerbaycan'da büyük bir infiale sebep oldu.

Meydanlar doldu. Gençler sokaklara çıktı. İnsanlar yalnızca Polad Haşimov'u uğurlamıyordu. Otuz yıllık hasretlerini de haykırıyordu. Yıllardır içlerinde biriken acılar yeniden canlanmıştı.

Türkiye'de televizyonlar cepheden yayın yapıyor, bizler gelişmeleri anbean takip ediyorduk.

O günlerde sık sık Doç Dr Adilə Nəzər Hanım ile görüşüyordum. Onun Polad Paşa'dan bahsederken sesindeki hüzün ve gurur öylesine belirgindi ki...

Telefonu kapattığımda uzun süre düşündüm. Sonra kendi kendime şöyle dedim: "Galiba bayrağın beklediği rüzgâr bulundu."

O gece masama oturdum. Kalemi elime aldım. Ve Polad Haşimov şiirini yazdım. Çünkü bazı insanlar hakkında yazmak bir tercih değil, vicdani bir sorumluluk ve bir vefa borcudur.

2025 yılının sonlarında Bursa'da Dünya Türkleri Kordinasyon Merkezinin kıymetli başkanı Ilgar Türkoğlu öncülüğünde Bahtiyar Vahapzade'yi anmak için bir program düzenliyorduk. Program sırasında Polad Haşimov Parkı'nı ziyaret ettik.

Şiirimi orada onun aziz ruhu önünde okurken kalabalığın içinde bulunan Azerbaycanlı bir hanımefendinin gözyaşlarına hâkim olamadığını ve yaşlı gözlerle bana baktığını fark ettim.

Şiir bitince yanıma geldi. Birlikte fotoğraf çektirdik. Sonra bana: "Polad'ın ailesini tanıyorum. İsterseniz şiirinizi onlara ulaştırabilirim." dedi. İşte yine bir Karabağ kızının gözyaşı, gönüller arasında bir köprü kurmuştu.

15 Haziran 2026 tarihinde ise bu köprünün vesilesiyle hayat bana unutamayacağım bir hatıra daha hediye etti.

Azerbaycanlı gazeteci ve yazar Jalə Cəfərova, Millî Kahraman Polad Haşimov'un ailesini saatler süren bir yolculuğun ardından benim adıma ziyaret etti.

Daha önce kendilerine hediye ettiğim kitaplarımı ulaştırdı. Onun vesilesiyle Bakü ile Türkiye arasında görüntülü bir görüşme kuruldu. Karşımda Səmayə Ana vardı. Ama o yalnızca bir anne değildi.

Bir kahraman yetiştirmiş, bir milletin özgürlüğüne kavuşmasına vesile olmuş, evladını vatan toprağına emanet etmiş olmasına rağmen dimdik ayakta kalmayı başarmış bir Türk kadını vardı karşımda. Dakikalar ilerledikçe boğazım düğümlendi. Bir ara kendimi tutamadım.

Sanki annemle konuşuyor gibi... Telefonun ucunda ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Belki de bunu anlamış olmalı ki telefonu annesinin elinde Kamile Hanım aldı. Onunla da konuştuk uzun uzadıya... Türkiye’de de çok şehit ailesini ziyaret eden birisi olarak bir kez daha anladım ki Türk kadınlarının acısında taşıdığı kankızıl renk coğrafya ve isimler değişse de hep aynı...

Ama görüşme sona erip telefon kapandığında ben saatlerce kendime gelemeyip. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Birde erkekler ağlamaz derler... Onlar ise Polad'ın annesi ve kardeşi Kamile Hanım bütün acılarına rağmen telefonu kapatmadan önce vakur duruşlarıyla beni teselli etmeye çalışmışlardı.

İşte Türk kadını buydu. Acıyı yüreğine gömerdi. Ama vatan söz konusu olduğunda dimdik ayakta dururdu. İşte tamda ondandı Türkün yaşadığı vatana hep Ana-dolu denilmesi... İşte belki de bu bir genetik mirasımızın çağlardan çağlara uzanan sorumluluğu idi onlar hep "Vatan sağ olsun." diyebilirdi.

Bir ara 'ya dönüp şöyle dedim:

"Anne, biliyorsunuz değil mi, belki otuz yıl sonra hepimiz ölmüş olacağız." "Evet evladım." "Ama siz artık ölümsüzsünüz. Çünkü dünyanın neresinde bir Türk yaşıyorsa yaşasın, siz artık Polad'ın annesi Kamile Hanımda kardeşi olarak anılacak. Polad'ın kahramanlıkları ise Türkün sonsuzluğu ile paralel her yerde anlatılacak." haklısın oğlum dedi...

Sonra bir şehit annesinin evladının tabutu başında söylediği o söz geldi aklıma, onlara onu anlattım:

"Ben sana şehit olma demedim ki... Karabağ'ın kurtuluşunu gör, sonra şehit ol dedim." İşte bugün dönüp baktığımda görüyorum ki Karabağ'ı yalnızca silahlar kurtarmadı. Karabağ'ı anaların duaları kurtardı. Karabağ'ı kadınların gözyaşları kurtardı. Karabağ'ı Karabağ'ın dağlarını, ovalarını, nehirlerini özleyen bozkurtların fedakârlıkları kurtardı. Ve yıllar önce İltimas Hocaya söylediğim sözün haklılığı ortaya çıktı.

Evet...

Azerbaycan bayrağı bir rüzgâr bekliyordu.

Ve o rüzgâr Polad Haşimov ve silah arkadaşlarıydı.

Bugün, 13 Temmuz vesilesiyle Tovuz Muharebeleri'nde ölümsüzlüğe yürüyen on bir kahraman şehidimizin ruhlarını rahmet, minnet ve şükranla selamlıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla baş eğiyorum.

Onlar yalnızca Azerbaycan'ın değil, artık bütün Türk dünyasının, Turan'ın şehitleridir.

Bu satırları ise o gün Polad Haşimov'un aziz hatırasına ithafen kaleme aldığım şiirle tamamlamak istiyorum:

 

POLAT HAŞİMOV

 

Bayrak oldun dere tepe dağlara

Yorulmak bilmedin Polat Haşimov

Aldırmadın yola konmuş ağlara

Geriye gelmedin Polat Haşimov

 

Hainler masada hesap yaparken

Sermayeye imansız güce taparken

Güneş bile orda devir kaparken

Alnını silmedin Polat Haşimov

 

Ekmeğini dostun ile bölerdin

Onunla ağlayıp onla gülerdin

Olumsuz zamanı kökten silerdin

Duyarsız olmadın Polat Haşimov

 

Erlerin anlatır her bir anını

Hiçe sayar mışın asil canını

Haklı aldın belli bütün şanını

Düşerken solmadın Polat Haşimov

 

Temmuzda ırkımı gönülden vurdun

Sönmeyen ateşle yakıp kavurdun

Külünü Tovuz'da yele savurdun

Davayı bölmedin Polat Haşimov

 

Turan eller seni artık tanıyor

Bozkurt gibi hâlâ gezer sanıyor

Günay duasında her gün anıyor

Gönülde ölmedin Polat Haşimov

 

Ruhun şad olsun Polad Paşa...

Ruhunuz şad olsun Tovuz'un ve Karabağ'ın bütün şehitleri...

Ve ne mutlu, vatan için yaşayanlara... Ne mutlu, vatan için ölenlere... Ne mutlu, onları unutmayanlara... Ne Mutlu Türküm diyenlere..

 

Cahit GÜNAY

Şair – Yazar & Gönül Elçisi



Bu yazı 2102 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI